25 Kasım 2020, Çarşamba

Büyükliman'ın en güncel ve güvenilir haber sitesi.

EFSANE HEMŞİRE ‘JALE’ YOLDA...

EFSANE HEMŞİRE ‘JALE’ YOLDA...

Kendi öğrencileri içinde aslen Vakfıkebirli olan başarılı bir kız çocuğunun gerçek hayatını romanlaştıran üstat Murat Cihan, romanın kısa özetini gazetemize açıkladı:

 

KENDİ KÖYÜNDE LİSE TAHSİLİ YAPAN TEK BAYAN...

“Beşikdüzü Sağlık Meslek Lisesi’ni birincilikle bitiren bir kız çocuğu; çok fakir bir ailenin kızı ve kendi köyü’nde lise tahsili yapan tek bayan. Diğerlerinden çok ayrıcalığı olan bir bayan. Köy, O’nu öyle eğitmiş ki; babasının huysuz bir atı var, atı su içirmeye götürüp getiren bu kızcağız. 6-7 yaşında atın ağzına şeker koymak suretiyle atı kandırıyor, atın sırtına biniyor. Atın sırtına başkasının binme şansı hiç yok. Öyle bir yetişşiyor ki; tam bir binici. Bu durum yıllar sonra da işine yarıyor.

 

BİRİNCİLİK KONTENJANINDAN ÜNİVERSİTEYE...

Okul birinciliği kontenjanından üniversiteye giriyor ve üniversiteyi de birincilikle bitiriyor. KPSSsınavında yeterli puan alamıyor, ancak başarısını dikkate alarak ebe- hemşire olarak Doğu’da bir ile tayin ediyorlar. Gittiği köyde ona öyle bir değer veriyorlar ki; köyde okuma- yazma oranı sıfır. Köyde mektup okuyucu ağanın oğlu vardı, o da ilkokul üçe kadar okumuş; askere gidince de köyde mektup okuyacak adam kalmamış. Birisi var, bütün köyü tanıdığı için askerden gelen mektupları uydurarak; Emine’ye de selam, Fatmaya’da selam şöyle böyle. Adam zaten okur- yazar değil, ama mektup okuyucu...

 

ŞIH HAZRETLERİNİN UYKULARINI KAÇIRIYOR...

‘Şıh’ hazretleri bakıyor ki; köye gelen bayan çok tehlikeli. Köyün bütün kadınlarını topluyor, “Yeni gelen hemşire ile hiç birinizin konuşmasını istemiyorum. Aksi halde şıh efendinin gazabı üzerinize olur, ağzınız- burnunuz yamulur” diyor. Kadınlar o kadar cahil ki; Türkiye’de o dönemde böyle cehalet denizinde yüzen bir bölge yok. Köyde ilk başlarda hiç kimse hemşire ile konuşmuyor. Tek konuşan ise muhtarın hanımı, yaşlı bir nine. Toprak damlı bir odada kalan hemşire, istifa edip de memlekete gitsem bu yaştan sonra ben babamdan nasıl harçlık isteyeceğim? Ya işe giremezsem? Devletin verdiği memuriyeti kabul etmeyeni özel sektörde işe alırlar mı diye düşünüyor ve muhtarın evine giderek yaşlı nine ile biraz sohbet etmek istiyor.

 

İLK KEZ BİR HAYAT KURTARMANIN MUTLULUĞUNU YAŞIYOR...

Giderken köyde bir bağrışma çıkıyor. Bir evde kadınlar ağıt yakıyorlar. Hemşire eve gidince kadınlar evden uzaklaşıyor. İçeri girince bakıyor ki; ev sahibi yere yıkılmış kalbini oğuşturuyor. Adamın kalp krizi geçirdiğini anlayan hemşire, eliyle birlikte adama kalp masajı yapmaya başlıyor ve adamı kurtarıyor. Bu arada kadınlardan biri gidiyor şıh hazretlerine diyor ki: “Mustafa efendi kriz geçiriyor”. Güya Allah tarafından şıh efendiye malum olmuş da, yalandan kitaba bakarak: “E biz burda niye uğraşıyoruz?” diye cevap veriyor. Hemşire bir gün babasına yazdığı mektupta, “Babacığım, istifa ederek gelecektim ama; hayatım pahasına da olsa ben bunlarla mücadele edeceğim, gelmeyeceğim. Dün bir insan kurtarmanın mutluluğunu yaşadım. Bu benim ilk başarım. Bundan sonra da başarılarıma devam edeceğim. Hiç bir şeye üzülmedim, çok mutluydum, sevinçliydim insan kurtardığım için. Akşam üstü bir baktım ki; Mustafa efendi ahırırndaki iki inekten birini götürdü, şıh efendiye hediye etti, hayatımı kurtardı diye. Bu yüzden mücadeleye devam edeceğim” diyor.

 

SÖZLÜSÜ SEHİT OLUNCA GÖNÜL DEFTERİNİ KAPATIYOR...

Ancak çok şeyler geliyor başına. Evinin kapısını kırıyorlar, kitaplarını yırtıp sağa sola atıyorlar. Fakat onlarla mücadele etmeye kararlı. Arada sırada da kendisine soruyorlar: “Bu kadar güzel bir bayansın, evlenmeyi hiç düşünmedin mi?” diye. “Ben o defteri kapattım. Bir üsteğmen sözlüm vardı, Mardin’de şehit oldu. Gönül defterimi kapattım ve bütün enerjimi bu köyün kadınlarını aydınlatmak için harcayacağım” diyor ve devletin bir kuruş parasını harcamadan ona yalvarıyor, buna yalvarıyor, ağayı ele geçiriyor, köye bir sağlık ocağı yaptırıyor. Diğer köyleri de buraya bağlamak için buraya mutlaka bir sağlık ocağı yapılması gerektiğine inanıyor, köyü inandırıyor. Böylece köye bir sağlık ocağı yaptırıyor. Sağlık ocağının açılış töreni programını da kendisi sunmak zorunda; çünkü köyde başka okur- yazar yok. Vali ve sağlık müdürü açılış için kurdeleyi kesecekler; O da kürsüde mikrofonsuz konuşmaya çalışırken, arkada iki görevli de sağlık ocağının tabelasını asıyorlar. Müthiş bir alkış, durmuyor. Neyi alkışladıklarını merak ediyor ve bir de arkaya dönüp bakıyor ki; sağlık ocağına kendi ismini vermişler.

 

VADEMECUM KİTABINI EZBERLEDİ...

Açılıştan sonra sağlık müdürü, her Perşembe günü buraya bir doktor göndereceğine dair söz verniş. Tabii bunu duyan hastalar ertesi Perşembe sağlık ocağının önünde, hemşirenin yardımıyla muayene sırasına girmişler. Yıllardan beri köye ilk defa doktor gelmiş. Ayrıca komşu köylerden de gelenler var. Birinci sıradaki hasta genç bir gelin. Dertlerini önce hemşireye anlatmaya çalışıyorlar, hemşire de doktora aktarıyor. Genç kadının elleri yara- bere içersinde. Doktor bakıyor ve allerji olduğunu söylüyor ve ilacını yazıp gönderiyor. “İkinci hastayı çağır” diyor hemşireye. Hemşire, “Doktor bey, ikinci hastayı almadan önce kendi aramızda konuşmamız lazım” diyor ve ekliyor :”O bayana yanlış teşhis koydunuz. O kadının hastalığı allerji değil, uyuzdu”. Doktor, “Sen ne biliyorsun?” diye soruyor bu sefer. Hemşire ise kendinden emin, “Ben Vademecum” kitabını ezberledim” diyor. Hemen bir çocuk gönderip hastayı geri çağırıyorlar ve doktor uyuz ilacı veriyor. Bir hafta sonra gelincik, yapabildiği kadar tatlılar, börekler yapıp hemşireye teşekküre geliyor. Fakat doktor piyasada yok. Sağlık müdürüne haber gönderiyor ve doktorun gelmediğini soruyor. Doktor, “O hemşire hanımın yanında ben doktorluk yapamam” demiş ve bir daha da o köye gelmemiş.

 

MAKAM ARACI BİR AT!..

Onlarca takdirname almış, başarıdan başarıya koşuyor. Köyün ağası kendisine makam aracı olarak bir at veriyor. Ertesi gün, bir askeri aracın uçuruma yuvarlandığı haberini alıyor ve makam aracı olarak kullandığı atına binerek kaza yerine hareket ediyor. Atın sırtına binince at uçuyor adeta. Öyle bir binici ki; 6-7 yaşında öğrenmiş biniciliği. O gidinceye kadar keçi çobanları yaralı askerleri çıkarıp yolun kenarına doğru yatırıyorlar. Hemşirenin çantasında sargı bezi yok. Sağlam askerleri sıraya dizip gömleklerini yırtıyor ve kan kaybeden askerlerin yaralarını sarıyor. Ertesi gün yerel gazetelerin manşetleri ise, “Hemşire hanım on iki askerin hayatını kurtardı” şeklinde. Genelkurmaydan maaş ödülü ve takdirname, validen de bir takdirname ve maaş ödülü geliyor. Kısaca, onlarca ödül alıyor.

 

KAYYUMLUK TEKLİFİNİ REDDEDİYOR...

En son kayyumluk teklif ediyorlar O’na. Ama bu köyde görevinin daha bitmediğini söyleyerek, maaşının beş katı ücret alacağını bile bile reddediyor. “Bana hangi makamı verirseniz verin, bu yaşlı nimelerin bana ‘Jale Abla’ demeleri benim için büyük bir mutluluktur. O yüzden burdan ayrılmak istemiyorum” diyor. Yıllar sonra gönül defterini tekrar açıp, Sürmeneli bir balıkçının oğlu yedeksubay öğretmen olan köyün öğretmeni ile evleniyor. Ama bir türlü olaylar peşini bırakmıyor, bu iş de uzun sürmüyor. ..

 

Radyo- Televizyon program yapımcısı- yazar Murat Cihan tarafından kaleme alınan 280 sahifelik bu gerçek hikaye, Çarşıbaşı Ümit Ofset tarafından basılıyor ve en geç Ekim 2020’de okuyucuları ile buluşması bekleniyor. Bir solukta okunacak enfes bir eser.

Değerli dostumuz Murat Cihan’ın bir başka eserinde buluşmak üzere başarılar diliyoruz.

KAYNAK: Vakfıkebir GÜNAYDIN Gazetesi.

 

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

Haber Yorumları

Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
yukarı çık